22.11.2021, 14:02

Tarımda Sürdürülebilir Başarının Sırrı: 3K

“Kamu, Kooperatifleşme ve Kurumsallık”

Tarım, dünyanın hiçbir zaman diliminde negatif bir algı veya söylemle bir araya gelmemiş kadim bir kavram. Her dönem varlığını her alandan bağımsız sürdürebilecek kadar güçlü ve köklü, her dönem başka bir duygu veya ihtiyaca eşlik edebilecek kadar da esnek. Yaşamın devamı, bolluk, bereket, geçim, iş, mülk, rejim gibi dönemi olmayan kelimelerle çokça yan yana kullanılan tarım bugün de başka kelimelerin başına ya da sonuna gelerek hayatımızın biz çok farkında olmasak da ilk sırasında yerini sessizce alıyor. Mesela Kalkınma, mesela Sağlık, mesela İstihdam…

Sadece Türkiye değil genel anlamda dünya üzerinde tarım, tohum, organik, gıda kelimeleri istisnasız tüm üst düzey demeçlerinde mutlaka en az üç kez geçmeye başladı. Toplumlar, tarımın insana değil, insanın tarıma muhtaç ve ihtiyaç halinde olduğunun farkına belki ekonomik belki de pandemi salgını gibi sebeplerle daha fazla vardılar. Bu güzel ve umut verici bir haber.
Peki Türkiye, bir tarım ülkesiyken ve tarım dünya üzerinde şu an önemlilik anlamında ilk sıralardayken kendi iç süreçlerinde neyi eskisinden farklı yaparak başlamalı ki bu seferde en başarılı olduğu alanlarda yine en az kazanan ülke konumuna düşmesin.

Öncelikle genel mevcut durumu şeffafça masaya yatırarak başlayalım. TUİK verilerine göre son 18 yılda Tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısının yüzde 44 azaldığı ortaya görülüyor. Türkiye; ekosistem çeşitliliği, toprak verimliliği, bitki örtüsü zenginliği ve iklim şartları açısından dünyanın en avantaj sahibi ülkelerinden biriyken uygulanan yanlış strateji ve planlamalar yüzünden ne yerel ürünler uluslararası pazarlarda hak ettiği yere ne de çiftçiler istedikleri yaşam standartlarına erişebiliyor. Bu doğrultuda her geçen gün tarım faaliyetlerinde azalma ve çiftçilik oranlarında düşme görülmesi oldukça beklenen bir durum.

Kırsal bölgelerde belirlenen açlık sınırının altında para kazanan tarım işçileri ve çiftçiler çareyi büyük şehirlere göç etmekte ve hizmet sektörü gibi alanlara yönelmekte buluyor. Geri kalan çiftçilerin çok büyük bir çoğunluğu elindeki tüm mahsulü olabilecek en ucuz fiyata komisyonculara, toptancılara veriyor. Büyük alıcı ile çiftçi arasında toptancılık yapanların birbirleri arasındaki anlaşma gereği çiftçinin elindeki malı daha iyi bir fiyata verebilmesi şansı ise neredeyse hiç yok. O kendisine biçilen kadere razı. Doğru düzgün stratejik bir planlama yapılamadığı için o dönem hangi ürün kâr getiriyorsa bölgedeki tüm çiftçiler gidip aynı ürünü ekiyor. Yine toptancı ve alıcı kârda, çiftçi sadece gününü kurtarabiliyor. Ürün, toprak, iklim eğitimi yok. Öncesinden miras kalan ve kulaktan dolma bilgilerle ürünler ekiliyor, hasatlar yapılıyor.

İşin tabii sadece tarla kısmı yok. Bir de bu ürünlerden evde gıda üretimi yapılma aşaması mevcut. Genelde kayıt dışı istihdam olarak belirtebileceğimiz evin çalışan kadınları, tüketime hazır yöresel ürünleri kendi evi ve yakın civarda satabileceği tanıdıkları için hazırlıyor. Emek çok, gelir ise en minimum seviyede. Evinin lokasyonu uygunsa turistik bölgelerde yol kenarlarında açılan tezgahlarda veya mini bakkallarda yine bu ürünler satışa çıkarılıyor. Yani aslında tarım faaliyetleri 360 derece incelediğinde çok büyük bir ekonomik döngüyü kapsıyor. Bu kadarı bize yetiyor mantığıyla hareket etmek bir alışkanlık haline dönüşmüş vaziyette.

Hak edilmiş kârımızdan vazgeçmenin aslında en büyük zarar olduğunu yavaş yavaş idrak ediyoruz.
Tüm başarılı değişimler içeriden dışarıya doğru başlar. İçeriden gelen ses, söylem, öğüt daha güvenilir bulunur. Bu sesle hem fikir olma süresi dışarıdan gelene karşı karşılaştırılamayacak derecede kısadır. Dışarıdan gelene karşı oluşturulan direnci kırmak için içeridenmiş gibi davranmayı öğütler davranış bilimleri. Tarım konusundaki sürecimizi de olumlu anlamda iyileştirmek ve geliştirmek için çiftçimizin olmadığı masada alınan kararlarla tepeden inme şekilde çözemeyiz.

Hem Türkiye’de hem dünya çapında uygulanmış ve oldukça başarılı sonuçlar alınmış faaliyetleri incelediğimizde en özet şekilde içeriden gerçekleştirmemiz gereken “Tarımda Sürdürülebilir Başarının sırrının 3K’ya bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Kamu, Kooperatifleşme ve Kurumsallık. Bu 3 kavramın tarımdaki ulusal başarımızla doğrudan ilişkisini sırasıyla inceleyelim.

1) Tarımda Sürdürülebilir Başarının 1. Sırrı: KAMU
Kamunun, gücünü ve olanaklarını kullanmadığı tarımsal faaliyetlerde, sürdürülebilir başarıdan söz edilemez. Kamu aslında yukarıda bahsettiğimiz içeriden gelen başarılı değişimin ta kendisi ve de başlatıcısıdır. Güvenilirliği, otoriteyi, devleti ve köklülüğü temsil eden kamu, sürecin yöneticisi ve de takipçisi olmadığı sürece atılımlar ve de yatırımlar eksik kalacaktır.

Tokat ili örneğinden gidecek olursak eğer; şehrin Mülki İdare Amiri Sn. Tokat Valisi Dr. Ozan Balcı, göreve gelmesiyle birlikte kendi görevinin yanı sıra tüm tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinde adeta projelerin yürütücü başkanlığı görevini üstlenmiştir. Kamunun tüm olanaklarını tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerine yönlendirmiş ve kalkınmanın yerelden başladığını ispatlayan başarılı ve kalıcı uygulamaları hayata geçirmiştir. Kamunun başlatıcı ve tetikleyici gücü sayesinde Tokat ilinde gerçekleştirilen projelerin tarım ve hayvancılık kapsamında sadece birkaçına bakacak olursak eğer “Kamu Gücüyle Yerel Kalkınma Harekatı’nın” nasıl gerçekleştirildiğinin en somut örneklerine şahitlik ederiz:

Tokat Tarım ve Hayvancılık Proje Örnekleri:
1) Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var Projesi
2) Tokat Cevizle Kalkınıyor – Ceviz Üretimini Geliştirme Projesi
3) Tokat İlinde Bağcılığı Geliştirme Projeleri
4) Tokat İlinde Seracılığı Geliştirme Projeleri
5) Tokat İlinde Çileği Geliştirme Projeleri

Kamu önderlerinin projelerin başında olmasının diğer bir önemli etkisi ise; “vatandaşın girişimcilik konusundaki motivasyonunun artması” olarak belirtilebilir. Yine Tokat örneğinde göreceğimiz üzere devletin güvenirlik teşkil eden yüzü hem çiftçilik hem de hayvancılıkla uğraşan veya uğraşmayı düşünen herkesi harekete geçirmeye teşvik etmiş bununla da kalmayıp tersine göçü tetiklemiştir. “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi hem ismiyle hem de amacıyla aslında ulusal çapta ihtiyacımız olan süreci özetleyen en nokta atışı projelerden biri olmuştur.
Kamu Önderlerinin, devletten gelen güç ve olanaklarını kullanarak sorumluluk sahibi olduğu vatandaşına köyünde kalması için “nedenler” oluşturması gereklidir.Tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilir şekilde başarıya ulaşabilmesi için öncelikle ilgili bölgelerde hareketin başlatılması ve bu hareketin kamuca desteklenip sahiplenilmesi elzemdir.

2) Tarımda Sürdürülebilir Başarının 2. Sırrı: KOOPERATİFLEŞME
Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda, kooperatifçiliğin tüm ülkede her alanda kurulması ve de yaygınlaşmasına bizzat önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk:
“Kanaatim odur ki, muhakkak suretle birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmek demektir. …Müstahsillerin birleşmesinden şahsi menfaatlerini haleldar olacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir.” (1 Şubat 1931, İzmir Ticaret Odası) Sözleriyle her anlamda birleşmenin, kalkınma stratejisi olarak ne kadar önemli olduğuna defalarca değinmiştir.
Fakat maalesef her anlamda büyük bir avantaj sahibi olan ülkemizde birleşme, kooperatifleşme mevzusu belli başlı büyük ciro sahibi kooperatifler haricinde tam anlamıyla ne anlaşılmış ne de sindirilebilmiştir. Ülkemizde bu mevzusunun neden ilerleyemediğine değinirsek bunun onlarca sayfa açıklaması vardır. Fakat bunun yerine Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) ve Avrupa Kooperatif ve Sosyal Girişimler Araştırma Enstitüsü (Euricse) tarafından hazırlanan yıllık Dünya Kooperatif İzleme raporunun yayınlanan 9. Versiyonunu incelediğimizde kooperatifleşme cirosu en yüksek olup ilk 10’a girmeyi başaran ülkelerin hepsi aynı zamanda gelişmiş ülkeler kategorisinde olduğunu görerek birçok şeyin açıklamasını kısaca anlayabiliriz.
ABD (74 işletme), Fransa (44 işletme), Almanya (30 işletme), Japonya (24 işletme), Hollanda (17 işletme) ve İtalya (12 işletme) Çok basit bir matematikle şunu söyleyebiliriz ki kooperatifleşmenin gelişmişlik ve refah düzeyiyle doğrudan bağlantısı vardır.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü tarafından Mayıs 2016 tarihinde yayınlanmış “Türkiye Kooperatifçilik Raporu’nda çok güzel ve özet bir açıklama vardır. “Piyasa mekanizması içinde kooperatifler, sermaye birikimini sürekli kılarak (sermayeyi sosyalleştirerek) bazı mal ve hizmetlerin sunumunda ve isteminde ortaklarının pazarlık gücünü artırmada, ekonomik büyümeye katkıda bulunmada, “üretim ve bölüşüm” sürecini birbirleriyle ilintili kılarak ekonomik tıkanıklığı aşmada, pazarlık gücünü toplulaştırarak dev firmalar karşısında rekabeti korumada ve piyasaların (özellikle tarımsal piyasaların) yapısını ve işleyişini düzenlemede önemli görevleri yerine getiren kuruluşlardır (ÇIKIN, 2007).”
Yerelde başlayarak ulusala yayılmasından bahsettiğimiz tarımsal kalkınma tam olarak bu birleşmeyle doğrudan ilintilidir. Kooperatifleşme, aktif bir katkı ve faaliyette bulunmayan ama kâra doğrudan ortak olan komisyonculuğun devre dışı kalmasına zemin oluşturacaktır. Çiftçinin pazar piyasasında rekabet edebilmesini ve toptan ürün teminini mümkün kıldığı için devlerle aynı masaya güvenle oturabilmesini sağlayacaktır.

Resme genel olarak baktığımızda hem ulusal hem de uluslararası pazarda sektör fark etmeksizin çok büyük bir rekabet savaşı var. Büyük işletmeler her gün yeni bir satış/pazarlama taktiği geliştirip öne çıkmaya çalışırken küçük işletmelerin tek mücadelesi ayakta kalabilmek oluyor.
Küçük teknelerin okyanustaki dev dalgalarla mücadele etmesi söz konusu bile değil. Fakat büyük bir tankeri düşündüğümüzde onun alabora olması öyle kolay değildir. Kooperatifleşme tam olarak küçük teknelerin birleşerek büyük bir tanker haline evirilmesi ve okyanusla mücadeleye hazır olması demektir.

Tarım ihracatında Dünya 2. si olan Hollanda’nın başarısını incelediğimizde karşımıza ilk sırada “Kooperatifleşme” maddesi çıkıyor. Geleneksel ve eski usul yönetim zihniyetinden farklı olacak şekilde “Kurumsal Kooperatifleşme” mantığıyla mevzuatlarını düzenleyen bu yapılanma büyük çapta uluslararası işletme mantığıyla çalışıyor.

Kurumsal Mevzuatlar ve Yönetim Biçimi sayesinde tüm üreticilerin ürünleri aynı standardizasyon ve kalitede çıkıyor, izleme – gözlemleme politikaları oluşturuluyor, uluslararası pazar piyasalarına giriş için gerekli güce sahip olarak tüm rekabet ortamlarında karlı şekilde çıkabiliyor.
Üretici odaklı işleyen Kooperatif çalışmalarının yetersizliğini saptayarak hem ÜRETİCİ hem TÜKETİCİ odaklı KOOPERATİFLEŞME stratejisini uygulamaya başlayan Hollanda, bu sayede kooperatif bünyesinde MARKA çıkmasını sağlayarak katma değeri yüksek ürünleri piyasaya sürüp oldukça kârlı gelir elde etmeyi başarmıştır. Bu da Hollanda’da çiftçiliğe ve kooperatifleşmeye olan eğilimin her geçen gün artmasına vesile olmuştur.
Başarıyla sonuçlanmış bu örneklerden yola çıkarsak “Gelenekse Kooperatifleşme” yöntemlerinin geliştirilmesi, iç ve dış iletişimde köklü yeniliklere gidilmesi gerektiğinin önemini görebiliriz. Öncelikle bölgedeki tüm küçük üreticileri şehir yönetimleri desteğiyle de kooperatifleşmeye yöneltmeliyiz. Sonrasında “Kurumsal Kooperatifleşme” bakış açısının ekonomik kalkınma için kaçınılmak gereklilik olduğunu hem üretici üyelere hem de yöneticilere benimseterek bu minvalde gelişim ve faaliyet alanları düzenlenmeliyiz. Yeniden Hollanda’ya baktığımızda tarım alanlarının Türkiye’nin yüzde 4’ü kadar olduğunu görürüz. Yaklaşık 17 Milyonluk bir nüfusu mevcut. Tüm bu verilere rağmen 94.5 Milyar dolarlık ihracat ile ABD’den sonra dünya ülkeleri sıralamasında 2.sırada geliyor. Tarımda ihracat devi olmasının yanı sıra üretimde aldığı hasat oranı ekili alan oranına bölündüğünde en yüksek yüzde ortaya çıkmakta. Hollanda’nın bu başarısını oluşturan en temel etmenler; Kooperatifçilik, AR-GE, Teknoloji- Tarım, Pazarlama ve Kalifiye İstihdam çalışmalarıdır.

Türkiye’ye dönecek olursak kamunun gücü ve desteğiyle bölük pörçük bir şekilde faaliyet sürdüren çiftçilerin belirlenmiş kategorilerde kooperatifleşmesi tarımsal kalkınmada atılacak en önemli adımlardan biri olacaktır. Doğru bir sistemle kooperatifleşmenin en verimli dönüşlerinden biri planlı üretime geçiş olacaktır.

Bu da şu demek oluyor:
✓ O dönem kârlı diye herkes aynı ürünü ekmeyecek,
✓ En ucuz fiyata komisyonculara mahsuller verilmeyecek,
✓ Bilinçsizce yapılan ekim/hasat işlemleri sona erecek, çiftçiler belirli bir eğitim çizgisi üstünde yer alacak
✓ Planlı bir ölçeklendirme sistemi ile üretim yapılacak, bu da satış fiyatları ve rekabet piyasasında çiftçinin lehine dönecek
✓ Birlik duygusu, bir arada hareket etme duygusunun verdiği güven ile girişimler artacaktır.

Kooperatifleşmek demek belirli bir yere düzenli aidat vererek, bireysel olarak eskisi gibi faaliyetleri sürdürmek demek değildir. Öncelikle bireysel ve sonrasında yerel kalkınmayı hedef alan belirlenmiş bir harekât planı dahilinde kolektif çalışmak demektir.

3) Tarımda Sürdürülebilir Başarının 3. Sırrı: KURUMSALLIK
TARIM kelimesiyle KURUMSALLAŞMA kelimesinin yan yana kullanılmaya başlaması ne yazık ki çok da eskilere dayanmıyor. Yeni yeni son birkaç yıldır gündemde ve çok az sayıda profilin dilinde. Ne yazık ki diyoruz çünkü bu iki kelimenin birbirini sahiplenememesi, bir araya bir türlü gelememesi çiftçiye/üreticiye daha az kâr olarak her gün geri dönmekte. Sebebinin aslında bu olduğu ise çok az kişinin farkındalığında.
Belki de her şeyden ziyade öncelikle tarımda kurumsallaşma kelime grubunun sanki ürünün doğallığını bozacak bir dış müdahale olmadığını anlayarak başlayabiliriz. Burada kurumsallaşma kelimesi endüstriyel müdahale olarak algılanmakta dolayısıyla olmaması sanki artı bir durum olarak lanse edilmektedir.

Kurumsallaşma; süreçlerin kişi veya kişilere bağlı kalmaksızın yetkili birimler tarafından belirlenmiş belirli bir standardizasyonda ve de kalitede sürdürülebiliyor olması demektir.

Kelimeyi tarımsal faaliyetler açısından örnekler vererek inceleyecek olursak, kurumsallaşma demek;
• Satın alınan ve ekilen tohumun belirli bir kalite ve sertifikasyon kontrolü altında olması demek,
• Her istenilen yere rast gele ürün ekilmeyecek olması demek,
• Her çiftçinin/ her üreticinin işi ve alanıyla ilgili tüm eğitimlere vakıf olması demek,
• Ürünlerin belirli bir kalite düzeyinde olması ile tüketicinin sağlığının korunması demek,
• Ürünlerin katma değerinin artarak üretici/çiftçinin kar oranının artması ve istihdam ile kalkınmaya doğrudan etki etmesi demek,
• İl ve ilçeler çapında eş zamanlı ve planlı hareket ederek bölgesel kalkınmayı hızlandırmak demek,
• Her şeyden öte mesleğe ve tüm süreçlere profesyonel ve yetkince yaklaşarak TARIMA ve ÇİFTÇİYE hak ettiği itibarın iade edilmesi demektir.

Yukarıdaki örnekler sürece kurumsallık çapında bakılırsa elde edilecek faydalardan sadece birkaçı desek yeridir. İade- i İtibar ise açıkçası en önemli kısmıdır. Çiftçilik geçmişten bu yana gelen en kadim, geleceğe dair de en çok umut vaat eden ve ihtiyaç duyulacak olan meslektir.
Bu mesleğe ve mesleğin faaliyet alanlarına sadece çiftçinin değerli bir bakış açısıyla bakması yeterli değildir elbette. Sürdürülebilir başarının ilk sırrı olarak açıkladığımız kamunun öncelikle süreci bahsettiğimiz gibi kurumsal bir bakış açısıyla ele alması, yönetmesi ve kontrol etmesi gereklidir.
Bugün ulusal çapta tarımsal kalkınmadan konuşmak istiyorsak bunu sadece Tohum- Çiftçi- Ürün kategorilerine SIKIŞTIRAMAYIZ. Kalkınma kelimesi yelpazesi oldukça geniş bir kavramdır ve her anlamıyla ele alınıp ince ince üzerine çalışıldığında kalıcı ve sürdürülebilir başarı elde edilebilir.
Tarımsal Kalkınmada da yelpazenin en önemli yapraklarından biri olan ve mutlaka değinmemiz gereken en önemli alan ise “Yöresel Gıda Ürünleri” pazarıdır. Aslında bu pazar hem kooperatifleşme hem de bir sonraki madde olan kurumsallaşmanın en önemli çıktısı olarak ele alınabilir.
Türkiye’de ucuz, kaliteli ve güvenilir ürün almak isteyen tüketicilerin çok büyük bir yüzdesi alışveriş için evlerine en yakın zincir market şubesini tercih ediyorlar. Markette kredi kartı ile nakit sıkıntısı olmadan alışveriş yapabilmeleri de marketleri tercih etmeleri açısından oldukça belirleyici bir unsur. “Yerel Zincirler” raporuna göre Zincir Marketlerin pazar payının %80 inden fazlasını ele geçirmesi bekleniyor. 2024 yılında ülke çapında zincir market sayısının ise 44bine yükseleceği öngörülmekte.

Market raflarını incelediğimizde özellikle gelir seviyesi yüksek Büyükşehir semtlerinde bulunan zincir şubelerde Yerel, Organik, Anadolu ve Doğal ibarelerini içeren gıda ürünlerinin raf paylarının her geçen gün arttığını görebiliriz. Tüketici yerel, organik ve Anadolu menşeili ürünlere yabancı marka ürünlerden daha fazla güven besliyor ve satın alma eğilimi gösteriyor.

Büyük Zincir Marketlerin rafa ürün yerleştirme konusunda izledikleri çok detaylı bir “Tedarik Zinciri Yönetimi” stratejisi bulunmaktadır. Bir ürünün rafta yerini alabilmesi için belirlenmiş standardizasyonda üretimi gerçeklemiş, kalite belgeleri tamamlanmış ve en önemlisi sürdürülebilir stok konusunda güvenilirlik temin etmiş olması gereklidir. Bu demektir ki bir zincir market rafına girecek olan üründe öncelikle “üretimde ulusal/uluslararası standartlara erişmiş kalite, yüksek adette üretim güvencesi ve seri üretim şartları aramaktadır. Kırsal bölgelerde üretilen tarım ürünlerinin büyük satış hedeflerine ve düzenli akan gelir kaynağına ulaşabilmesi için öncelikle bu şartları sağlayacak şekilde üretim faaliyetlerini düzenlemesi gerekmektedir.
Fakat cümle içerisinde geçen kalite, denetim, sertifika, standardizasyon, kurumsallık gibi iş dünyası kelimeleri bugün yerli çiftçilerimizi/üreticilerimizi korkutup onlara dahil olmanın imkânsız olduğu bir dünyaymış gibi geliyor. Oysaki GÜÇLER BİRLİĞİ sayesinde imkansız gibi gelen bu dünyanın ne kadar mümkün olduğunu görürüz.

Tam olarak bu yüzden öncelikle KAMU GÜCÜ’ne tetikleyici, yönetici ve de takip edici olmaları için ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.
Bu yüzden tüm çiftçilerimizi / üreticilerimizi KOOPERATİFLEŞEREK birlikte büyümeleri ve her türlü operasyonel sürecin altından çok rahat kalkacak güce erişebilmeleri için ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.

Gün sonunda raflarda yüksek katma değerli ürün olarak yer alınabilmesi için hem kamuya hem kooperatiflere hem de çiftçilere KURUMSAL BAKIŞ AÇISI’na artık geçmeleri için ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.

Yorumlar (0)
17
açık
Namaz Vakti 07 Aralık 2021
İmsak 06:08
Güneş 07:40
Öğle 12:31
İkindi 14:51
Akşam 17:12
Yatsı 18:39
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 15 39
2. Konyaspor 15 27
3. Fenerbahçe 15 27
4. Hatayspor 15 26
5. Başakşehir 15 25
6. Alanyaspor 15 24
7. Galatasaray 15 23
8. Karagümrük 15 22
9. Beşiktaş 15 21
10. Adana Demirspor 15 20
11. Sivasspor 15 19
12. Giresunspor 15 19
13. Kayserispor 15 19
14. Altay 15 18
15. Antalyaspor 15 18
16. Gaziantep FK 15 18
17. Göztepe 15 14
18. Öznur Kablo Yeni Malatya 15 14
19. Kasımpaşa 15 11
20. Rizespor 15 10
Takımlar O P
1. Ankaragücü 15 30
2. Erzurumspor 13 28
3. Ümraniye 14 27
4. Eyüpspor 14 27
5. Bandırmaspor 14 25
6. Samsunspor 14 22
7. Tuzlaspor 13 21
8. İstanbulspor 14 20
9. Kocaelispor 14 20
10. Gençlerbirliği 14 20
11. Boluspor 14 19
12. Adanaspor 15 19
13. Menemenspor 14 18
14. Bursaspor 14 17
15. Manisa FK 15 17
16. Denizlispor 14 15
17. Ankara Keçiörengücü 14 14
18. Altınordu 15 13
19. Balıkesirspor 14 7
Takımlar O P
1. Man City 15 35
2. Liverpool 15 34
3. Chelsea 15 33
4. West Ham 15 27
5. Tottenham 14 25
6. M. United 15 24
7. Arsenal 15 23
8. Wolverhampton 15 21
9. Brighton 15 20
10. Aston Villa 15 19
11. Leicester City 15 19
12. Everton 15 18
13. Brentford 15 17
14. Crystal Palace 15 16
15. Leeds United 15 16
16. Southampton 15 16
17. Watford 15 13
18. Burnley 14 10
19. Newcastle 15 10
20. Norwich City 15 10
Takımlar O P
1. Real Madrid 16 39
2. Sevilla 15 31
3. Real Betis 16 30
4. Atletico Madrid 15 29
5. Real Sociedad 16 29
6. Rayo Vallecano 16 27
7. Barcelona 15 23
8. Valencia 16 22
9. Athletic Bilbao 16 21
10. Osasuna 16 21
11. Espanyol 16 20
12. Mallorca 16 19
13. Villarreal 15 16
14. Celta de Vigo 16 16
15. Granada 15 15
16. Elche 16 15
17. Deportivo Alaves 15 14
18. Cádiz 16 12
19. Getafe 16 11
20. Levante 16 8
Günün Karikatürü Tümü