Belki yıllardır iş yapıyorsunuz Çin ile, ürün satıyor (Çin aynı zamanda en lüks müşteri potansiyeli olan ülkelerden biridir) ve ürün alıyorsunuz. Peki Çin’i, Çinlileri yeterince anlıyor musunuz? Benim yazılarım daha çok halk dilinde ve anlaşılır olabileceğinden kaleme almak istedim. Çin’de ağır sanayinin, teknolojinin içinde olan, Ayşe Doğangüneş'in gözünden bakalım Çin'e....

Birçok gelen veya gelmeyen iş adamına göre Çin hala çok basit gelişmemiş veya basit ürünlerin, ucuz ürünlerin ülkesidir.

Peki, Çin gerçekten böyle bir ülke midir? Hayır!

Çin, toplam uzunlukları 226.800 kilometreye ulaşan, 2.6 milyon metreküp debili, 50 binden fazla akarsuya sahip bir ülke olarak, önemli bir hidroelektrik enerji potansiyeline sahip bir ülkedir.

Yılda ortalama %9 ekonomik büyüme ve hızlı sanayi gelişim, Çin’in sınırlı olan enerji kaynaklarını maksimum düzeyde kullanmasını ve bu kaynakları çeşitlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Enerji ihtiyacının büyük bir kısmı ülke içinden temin edilen kömür ve giderek artan miktarda ithal edilen petrolün yanı sıra, hidroelektrik gücünden karşılanmaya çalışılıyor.

Aslında Çin; 1949’lardan itibaren yavaş yavaş dış dünya ile ekonomik ilişkilerine başladı.

Türkiye?

Bu tarih Türkiye için çok daha erken tarihlere dayanıyor. Türkiye’nin dış ticaret tarihi kaynaklara göre Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra daha aktif olarak başlamış görünüyor ki bu tarih bile Çin’in 26 yıl öncesidir! Bilindiği gibi Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine çok geri bir tarım kesimi ile kapitülasyonlar ve sürekli savaşlar nedeniyle borç içinde, çağa ayak uyduramayan sanayi kuruluşlarına sahip bir ekonomi bırakılmıştı. Diğer yandan, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi alanlarında faaliyet gösterirken ticaret ve sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır. Dış ticaretin altyapısını da İzmir ve İstanbul limanları (ticarete elverişli limanlar) ile 4.138 km demiryolu oluşturmaktadır. Bunun da hala artırılamadığı da ayrı bir sorun bana göre.

Ve Çin,

1978’de reform ve dışa açılma politikalarını uygulamaya koyduğu yeni bir doneme girdi ve 1978 yılında Çin’in dış ticaret hacmi yalnızca 20.6 milyar dolardı ve dış ticaret yapan ülkeler arasında dünyada 32. sırada yer almaktaydı. 1990’larda hafif sanayi ürünleri ve tekstil üretiminin yanında elektronik ve mekanik üretmeye başladı.

Özellikle teknolojiye yatırımı ile dikkat çeken Çin'in teknoloji şirketlerinin gelirleri 2005 yılında 700 milyara ulaştı ki bu rakam 2001 yılında sadece 250 milyar dolardı. İhracattan gelen satış payları ise %32 den %43’e ulaştı.

Ve günümüzde, Çin’in ihracatı artık ileri teknoloji ürünleri, elektronik ve bilişim teknolojileri mallarına dayanıyor.

Peki Çin sadece kendi olanakları ile mi bu gelişimi sağladı? Benim gözlemime göre hayır!

Çin yabancı sermayeyi de çok bilinçli ve zekice kullanarak kendine en büyük payı çıkarmayı başarmış bir ülkedir.

Nasıl?

Çin’in büyük devlet şirketlerinin yanında, yabancı sermayeli şirketler ve özel şirketler de dış ticaret faaliyetlerine aktif olarak iştirak etmeye başlamış, bugün 500 dev yabancı yatırımcılar Çin’de üretim yapar hale gelmiştir. Dikkat edersek bu rakam hiç küçümsenecek oranda değildir ve Türkiye’nin de kendisini sorgulamasını gerektirecek kadar yeterli bir sebeptir bana göre.

Özellikle araba sektöründe Çin yerli arabalarını üretir hale gelmiştir ki bunda yabancı büyük araba markalarının Çin’de üretime başlaması ile hızlanmıştır. Çin’in bu alanda politikasını çok taktir ediyorum. "Çin pazarına girebilirsin ama teknolojini paylaşacaksın!" kısacası budur ki Türkiye daha kendi bisikletini yapamadı…

Ve, 2010 yılında Çin’in dış ticareti 2.974 trilyon, 2010 yılının sonunda Çin dünyanın en büyük ihracatçısı ve en büyük ikinci ithalatçısı konumuna geldi.

Dış ticaretin gelişimi ile birlikte Çin daha açık bir ekonomik sistem uygulamaya başladı ve dış ticaretin gelişmesiyle birlikte, yabancı direkt yatırımları ve beraberinde ileri teknoloji üretim teknikleri de ülkeye girmesini sağladı. Bütün bunlar Çin’in sanayisindeki dönüşümü ve kentleşme sürecini de başlatmış oldu. Tabii bu da Çinli şirketlerin isletim mekanizmaları iyileştirdi ve rekabet güçlerini artırdı.

Şimdilerde Çin, Kalkınma Planı (2011-2015) uyguluyor. Bu plan Çinli işletmelerin, yeni ileri teknolojiler, yüksek kaliteli ürünler, yerli inovasyon, fikri mülkiyet hakları temelinde rekabet gücünü artıracak ve dışa açılımları sağlanacak şeklinde açıklanabilir.

Bu durumda Türkiye bundan nasıl yararlanabilir?

Daha önceki (Türkiye’de neden yatırım yapılmalı?) yazımda da belirttiğim gibi dinamik nüfusuyla, geniş iç pazarı ile Avrupa’da, Balkanlarda, Orta Doğuda büyük öneme sahip olan Türkiye’nin birlikte çalışabilecekleri alanların çok fazla olabileceğinin altını çizmek isterim.

Sorum:

Bu tabloya göre eğer kendi ülkemi (Türkiye'yi) değerlendirseydim gelişmeler bu kadar tatmin edici olabilir miydi beni?

Aslında bu yazımda devleti suçlamak en kolayı olurdu ama ben bu sorunun halktan bir türlü eğitemediğimiz toplumumuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Biz ki devlet teşviklerini bile kötüye kullanan tek milletizdir veya sıralamaya önlerden gireriz.

Nasıl oluyor da biz hala mahalle baskılarını tartışan bir ülkeyiz? Nasıl oluyor da hala ayak uyduramıyoruz değişen dünyaya?

Sizce Türkiye bugün olması gerektiği yerde midir?

Ayşe DOĞANGÜNEŞ

SHANGHAI